İZMİR’İN SİMGE YAPILARINDAN BİRİ; FRANSIZ GÜMRÜĞÜ (KONAK PİER )

TAYLAN ZEYBEK

18. yüzyıl sonunda Avrupa’da patlak veren sanayi devrimi dünyayı bir değişimin içine sokmuştur. Sanayi devrimiyle birlikte seri üretim, bu ülkeleri ham madde arayışına itmeye başlamıştı. Bundan dolayı Avrupalı ülkeler gözünü ham madde zengini olan doğuya çevirmiştir. Başta Osmanlı devleti olmak üzere orta doğu önemli merkezlerin içinde bulunmaktaydı. Avrupa ülkelerinin ekonomileri gelişmeye başlarken, Osmanlı devletinin bu dönemde Avrupa ülkelerine vermiş olduğu imtiyazlar ve Avrupa ülkelerinin de başta İngiltere ve Fransa olmak üzere ham madde arayışları buradaki tüccarların imparatorluğa akmasına sebep olmuştur. Osmanlı devletinin önemli liman kentlerinden biri olan İzmir’de bu değişimden nasibini almıştır.

19. Yüzyıl başlarında kente gelmeye başlayan yabancı tüccarlar kentin ticaretinin gelişmesine katkı sağlamaya başlamış ve dış ticarette de bu durum hızla artarak görkemli bir hal almaya başlamıştır. Kısa sürede kent önemli liman noktalarından biri haline gelmeyi de başarmıştır. Kentin geniş artalanı ve çevresindeki ham madde zenginliği kentin ticaretinin gelişmesinde önemli bir rol oynamış ve kentteki bu gelişmeyi sağlayan başta batılı tüccarlar yani Levantenler bu gelişimden ortaya çıkan kazancın en büyük payını almışlardır. 19. yüzyıl içinde kentte fabrikalar ve bazı önemli şirketler batılı tüccarların öncülüğünde kurulmaya başlanacaktı.

Sömürgeciliğin Osmanlı devletinin genelinde olduğu gibi İzmir ve civarında da görüldüğü bu yüzyılda ham maddeyi Avrupa topraklarına ihraç etmek için bazı önemli projelere imza atılacaktı. Bu projelerin en önemlileri içinde Aydın-İzmir Demiryolu Hattı, Kasaba-İzmir Demiryolu Hattı ve Rıhtımın oluşturulması bulunmaktaydı. Demir yolu hatları oluşturulduktan sonra kente önem arz eden ve kentin önemli eksikliklerinden biri olan düzenli bir rıhtımın inşa edilmesi gündeme geldi. Bu proje ilk kez 1863 yılında Fransız – Belçika ortaklı bir şirket tarafından imparatorluğa limanın imtiyazını almak için müracaat etmesiyle başlamıştır. Fakat bu müracaatın sonucunun ne olduğu bilinmemektedir. 1867 yılının kasım ayında; J. Charnaud, A. Barkir, G. Quaracino beylerin müracaatı devlet tarafından cevaplandırılıp, inşa için anlaşma yapılmıştır. İnşaat 1868 yılında başladıktan kısa bir süre sonra İngiliz mühendislerin bazı finansal ve teknik problemlerinden dolayı inşaatı geciktirmeye başlaması, İzmir’de ki Fransız başkonsolosu Charnaud’un şirket sahiplerine Marsilya’da büyük bir şirket olan Dussaud kardeşlerle iş birliği yapmalarını önermesine neden oldu. Başka çare bulamayan diğer ortaklar Dussaud’lar ile anlaşma yapmak zorunda kalmışlardı. 1868 yılında başlanılan rıhtımın inşaatı, kıyıda şahsa ait arazilerin zamanla doldurarak oluşturdukları arazileri bırakmamak istemeleriyle Dussaud kardeşlerin sermaye artımına gitmelerine neden olmuştu, bu durum da inşaatın yavaşlamasına sebebiyet verecekti. Zaman içinde Dussaud kardeşler diğer ortakların hisselerini satın alıp rıhtımın tek sahibi olmuşlardı.

Liman projesindeki anlaşmanın içeriğindeki başlıca iki madde; rıhtımın yapılması ve yapılacak rıhtım boyunca tramvay hattı döşenmesiydi. Anlaşma gereğince yapılacak rıhtım ve üzerindeki tesisler 30 yıl boyunca devlete verilecekti. Rıhtımın uzunluğu üç kilometre olacaktı. Sarı kışladan Alsancak garına kadar olan bu aks içinde denizden kazanılan araziler şirkete ait olacaktı, ayrıca şirket kendi yapacağı yükleme ve boşaltmalar için %12 lik bir indirim hakkına sahip olacaktı. Rıhtım, 1875 yılına gelindiğinde 100 metre uzunluktaki gümrük binası ve bazı ilave kısımları hariç tamamlanmıştı. Bitirildiğinde rıhtımın uzunluğu toplamda 3245 m., ticari işlemlere ayrılan kısmı ise 1250 metreydi. Rıhtım caddesinin genişliği 18 m. ile 19 m. arası değişmekteydi. Liman bölümü, batıdan başlayarak kuzeye yönelen bir dalga kıranla bir havuz gibi korunuyordu. Giriş ise kuzeyden verilmişti. Rıhtımın derinliği ise kıyıda 6 ile 8 metre arası açıkta ise 12 m. ye kadar çıkmaktaydı. Limanın kuzey ucundaki dalgakıran üzerinde liman kaptanlığı ve sağlık servisi yönetimine ait binalar bulunuyordu. Ayrıca liman üzerinde yeteri kadar vinç bulunmaktaydı. Fakat limanda önemli bir eksik vardı, oda malların boşaltılıp yükleneceği ve depolanacağı bir gümrük binasıydı. İşte İzmir’in simge yapılarından biri olan rıhtım şirketinin son işi bu yıllarda yapılmaya başlanacaktı.

Güney dalgakıran üzerine inşa edilecek bu yapının bitiş tarihi 13 Mart 1880 yılıydı. 4 km. lik rıhtım hattının en güneyine inşa edilen gümrük depolarının mimarının Fransız mimar Gustave Eiffel veya onun ekolünden gelen birinin olduğu düşünülmektedir. Yapının mimarisini incelediğimizde birinci kordona bakan cephesi doğal olarak en gösterişli olması gereken bölümüydü ve öylede inşa edilmişti. Yapının bu bölümünün çatısının bir kısmı teras şeklinde inşa edilmiştir. Çatının sudan izolasyonu için mermer tozu katkılı horasan harcı kullanılmıştır. Bu bölümün tavanı ise volta döşemelidir. İhraç mallarının kente kontrollü geçmesi için yapının sağına ve soluna iki büyük kapı inşa edilmişti. Kapıların her iki yanında gümrük memurlarının ve güvenlik güçlerinin çalışma ofisleri bulunuyordu. Fransızlar elde ettikleri bu dolgu alanındaki imtiyazını pekiştirmek için yapının karaya bakan yüzünü oranlı bir şekilde inşa etmişlerdi. Kapılar ve pencereler mermer söveli, arşitrav görevi gören çatı parapeti, bina aksındaki süslemeleri, yapının köşelerini sınırlayıcı köşeleri dairesel yontulmuş kesme taşlar bunlara örnek gösterilebilir. Yapının önemli diğer kısmı ise dolgu alanının ortasına denk gelmektedir. Buradaki yapı iki katlıdır ve zemin katın tavan döşemesi volta döşemedir. Çatısı ise düz teras olarak inşa edilmiştir. Bir dönem bu yapının üstü ahşap oturtma çatı üzerine Marsilya kiremit kaplanarak kullanılmış fakat daha sonra bu çatı yanmıştır. Yapının cephesinde masif mermer payandalar üzerine oturtulmuş balkonları, beyaz mermerden yapılmış pencere söveleri bulunmaktaydı. Ayrıca yapı yığma taş üzerine serpme sıva olarak inşa edilmişti. Dolgu alanının en ucuna doğru daha önceleri tek kat olduğu düşünülüp sonra iki kata çıkartıldığı düşünülen yapı bulunmaktadır. Tek katlı inşa edilen bu binaya iki yüksek kapıyı bölen volta döşeme ile ara kat ilavesi yapılmıştı. Daha sonra yığma tuğla duvarlar ve birinci kat tavanı betonarme döşeme olarak ikinci bir kat ilave edilmiş. Betonarme döşeme üzerine oturtma ahşap makas ile çatı strüktürü bulunmaktaydı. İleriki yıllarda yapının güneyine ilave merdiven inşa edilerek üst katın bir bölümünün bağımsız kullanılması sağlanmıştı. Son dönemlerde bu bölümün kılavuz kaptanların dinlenme ve çalışma mekanı olarak kullanıldığı biliniyor. Yapının göze batan bu üç bölümünün inşaatından sonra ara kısımlar yığma taş binalarla doldurulmuş ve böylece gümrük binasının ilk aşaması tamamlanmıştır. 1880 ile 1905 yılları arasında yapının batıya bakan kısmına doğru ek antrepo binaları gelecekti. Binalar döküm demir kolonlar üzerine çelik profilli makaslar yerleştirilerek inşa edilecekti. Bu açıklığın üzeri ise Marsilya kiremitle örtülecekti. Binanın çelik konstrüksüyon olan bu bölümünün inşaatında ilk yapılan yığma taş duvar kısma bitiştirilirken, demir kolonların konacağı alanlara nişler açılmış ve direkler o nişlere yerleştirilmiştir. Bu demir kolonların arası ise 10’ar metre olarak ayarlanmıştır. Ek antrepo yapısının genişliği ise 10,5 metreydi. 1905 ile 1913 arası yapıya son ek olarak büyük bir hol daha inşa edilecekti. Yine güney yönüne doğru genişleyen yapı, içi boşluklu çatı suyu drenajını yapabilecek özelliğe sahip font döküm dairesel kolonlar ile birer atlayarak çift UPN profil kolonlarla inşa edilmişti. Bu kolonlar arasında çelik makaslar kullanılmıştı. Bilindiği kadarıyla bu kolonların üzerindeki markalara dayanarak Belçika’da üretildiği ortaya çıkmıştır. Bu alanın çatısı ise oluklu galvanize saçtır, zemin döşemesi ise parke taş kaplıydı. Temel ise münferit betonarmeydi ve içinde kanallar mevcuttu. Bu kanallar çatıdaki suyu dairesel demir kolonlardan denize aktarma vazifesi görüyordu ve öyle inşa edilmişlerdi ki kanalların seviyesi deniz seviyesinin 10 cm. altındaydı buda en kötü yağmurlarda bile kanalların şişmesini önlüyor ve yapıdaki su baskınlarına izin vermiyordu. Büyük holde mal taşınmasını kolaylaştırmak için dekovil hattı kurulmuştu. Bir grid teşkil edecek şekilde döşenmiş raylar kesişme noktasında 90 derece dönerek diğer hatta geçebiliyordu. Böylece 20. yüzyıl başında bina son şeklini almıştı.

5 mayıs 1925 yılına kadar Fransız şirketinin elinde bulunan gümrük binası İzmir Liman ve Körfez işletmelerine devredildi. 1934 yılında ise şirket devlet tarafından satın alındı. 10 Ağustos 1951 tarihinde bina Denizcilik bankası Türk Anonim Şirketine devredilirken, 1954 yılında limanın Alsancak’ta ki yeni yerine gitmesiyle yapı eski şaşalı dönemini kaybetmeye başladı. 1955 ile 1960 yılları arasında yapının güney kısmı balıkhane olarak kullanılır.

1960 dan sonra yapıyı Türkiye Deniz İşletmeleri kullanmaya başlamış. 1974 yılında da yapının Kuzey bölümü Deniz Kuvvetlerine verilmişti. 1996 yılına kadar yapının bir kısmını ESHOT ambar ve atölyeleri olarak, bir kısmını da Tansaş Araç Sevk Amirliği olarak kullanmıştır. 1988 yılında T.D.İ. den kiralanan antrepoların bir kısmı İZULAŞ tarafından garaj olarak kullanılmıştı. 1990 lı yıllara gelindiğinde yapıda ki yıpranma çok artmıştı ve viranelik olmuştu. Yapıyı kurtarıcı ilk müdahale 1995 te geldi bu yıl yapının rölöve çizimleri yapıldı. Yaklaşık 365000 tonluk çelik konstrüksüyonu paslardan arındırmak 9 ay sürmüştü. Yapının dayanıklılığı sağlandıktan sonra aslına uygun boyası yapılıp çatıdaki fenerleri ve camları orjinaline uygun olarak restore edildi. Yapı tam olarak askeri bölgesi hariç 2004 yılında alışveriş merkezi olarak halka açıldı. Toplamda 18000 metre kare alana sahip eski gümrük binası doğusundaki askeri alanında kalkması ile tam olarak restore edilmiş olacak. Böylece İzmir’in simge yapılarından biri olan Fransız gümrüğü eski ihtişamıyla gelecek nesillere aktarılıp hep yaşayacak.
izmir-Konak-Pier

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ