PASAPORT

İzmir, jeopolitik koşullarının elverişli olması nedeniyle, kurulduğu tarihten itibaren canlı bir ticaret şehri olarak yaşamıştır. XV. yüzyıla kadar İzmir, iç limanı kolay girilir çıkılır halde ve fırtınalardan muhafazalı olmasından dolayı, Ege Denizi kıyılarındaki kentler içinde en elverişli konuma sahip bir kentti. Fakat XV. yüzyıl başlarından itibaren iç liman, kullanışlı olma özelliğini kaybetmeye başladı. 1631’de İzmir’e gelen Tavernier iç limanın küçük bir girinti halinde olduğundan bahseder. 1765’de İzmir’i ziyaret eden Chlandler Pagos Dağı’nın kuzey eteğine kadar uzanan iç limanın hemen hemen kapandığını, çok zaman kuru halde olduğunu, ancak çok yağmur yağdığında geçici olarak dolduğunu kaydeder.

1907

Bu tarihten sonra İzmir Limanı’na gelen ve açıkta demirleyen gemilerin yükleri, şadlar ve mavnalar ile kıyıdaki küçük iskelelere getirmekte, ihraç edilecek mallar gene aynı şekilde gemilere yüklenmekteydi. Bu durum hem zaman alıyor, hem de malların tahribatına sebep olmaktaydı.
XIX. yüzyıla girilmesiyle, İzmir ve Batı Anadolu’nun tarihsel serüveninde çok önemli dönüşümler gözlenmektedir. Bu dönüşümü yaratan en önemli etken, İngiltere ile Osmanlı Devleti arasında imzalanan ve Serbest Ticaret Antlaşması olarak bilinen Balta Limanı Ticaret Antlaşması’dır. 1838 yılında imzalanan ticaret anlaşmasındaki gümrük indirimleri, hükümet denetiminin azalması, hükümet dışı korumacılık ve yargı alanının genişlemesi, yabancı tüccarların İzmir’e yoğun biçimde gelmesine neden olmuştur.
Ticaretteki gelişmelere paralel olarak, 1850’li yılları takiben İzmir’e büyük bir sermaye akımı olmuştur, Ticari güvence kazanan kapital sahibi kişiler, ticari faaliyetlerini İzmir’den yürütmeye başlamışlar, dış dünya ile ilişkilerin en yoğun yaşandığı, haberleşmenin iyi sağlandığı, deniz nakliye şirketlerinin bulunduğu bir bölge olan günümüzdeki Pasaport civarına yerleşmekteydiler. 1850’li yıllarda İzmir’de yirmi değişik ülkenin tüccarları büyük ticaret evleri kurmuşlar ve bu ülkelerin on yedi tanesi şehirde konsolosluk açmışlardır. O yıllardan itibaren hız kazanan bu değişim, I. Dünya Savaşı’nın başladığı 1914 yılına kadar aralıksız devam etmiştir.


İzmir’deki bu ekonomik gelişim ve dönüşüm, hiç kuşkusuz demiryollarının yapımı ile başlamış, liman ve rıhtımın yapımıyla hız kazanmıştır. İzmir-Aydın, İzmir-Kasaba (Turgutlu) arasında açılan demiryolu hatları, Türkiye’nin ilk demiryolu bağlantıları olmuştu. Bu demiryolu hatları, İngiliz ve Fransızların Batı Anadolu’nun zengin tarımsal ürünlerini elde edebilmek, kontrolleri altına alabilmek, son derece zengin bir tarımsal hinterlandın limanı olan İzmir’e bağlamak için kurulmuşlardır.
XIX. yüzyılın ortasına kadar, limanı olmayan ticaret kenti İzmir’e gelen gemiler, kıyıdan açıkta demirlemekte, yükler Pereme tabir olunur sandallarla ve şatlarla gemilerden kıyıya, kıyıdan gemilere naklolunmaktaydı. Bu çok zor bir taşıma işi olduğu gibi, malların gümrüklenmesi açısından da sorun yaratmakta ve Osmanlı maliyesi ciddi zarara uğramaktaydı.
1867 yılında inşasına başlanan Rıhtım, Konak civarındaki Sarı Kışla’dan başlayıp, Aydın Demiryolu Kumpanyasının Gar binasının bulunduğu Tuzla Burnu’na (Punta) kadar 3800 metre uzunlukta ve 18 metre genişlikte olacaktı. Rıhtım Şirketi, rıhtım üzerinde demiryolundan gümrüğe, gümrükten demiryoluna mal naklini kolaylaştırmak için, bir de tramvay hattı döşeyecek ve bunu işletecekti.
İzmir ticaretinin kalbi olan liman ünitesi, Gümrük ile Pasaport arasında 600 metre uzunluğunda ve 400 metre genişliğindeydi ve yaklaşık on dokuz hektarlık bir havuz yaratılmıştı. Güneyden ve kuzeyden iki girişi olan limanın Konak tarafında gümrük ve depoları bulunmaktaydı ki, buranın boş bırakılması tercih edilirdi, bu yüzden gemiler, daha çok Pasaport mendireğine doğru ve kıçtan altı ile sekiz metre su derinliği olan rıhtım kıyısına yanaşırlardı.
1876 yılında, 75 metrelik bir alan dışında büyük bir kısmı tamamlanan İzmir Rıhtımı, limanı ve diğer yatırımlar, İzmir ve hinterlandının ticaretinde önemli artışlar yaratmıştı. Bunun üzerine 9 Nisan 1878 tarihinde ve beş senede tamamlanması koşuluyla; 75 metrelik alanın da limana dahil etmesi için yapımcı firmaya ek imtiyaz verildi. İmtiyazın 3. maddesinin 8. fıkrası kuzey mendireğinde karantina, fenerler, posta ve telgraf idaresi ile Pasaport ve balıkhane binalarını, 9. fıkrası batı mendireğinde gemiler için kömür depoları, batı rıhtımının bitiminde başlayan güney mendireği üzerinde de gümrük depoları inşasını öngörürken, 10. fıkra da köşeleri ve söveleri taştan, kirişleri demirden ve sair yerleri tuğladan kagir bir bina olarak inşa edilecek gümrük binasını tanımlamaktaydı.
İmtiyaz gereği kuzey mendireğinde Pasaport binası, liman işletme binaları, telgraf ve fenerler idare binaları inşa edilmişti. Bu mendirek ve üzerindeki tesisler limanın kuzey ucunda bulunmaktaydı. Yunan işgali döneminde (1919-1922) şimdiki Gümrük Muhafaza Baş Müdürlüğü’nün bulunduğu binalar bu dönemde “Liman Dairesi Başkanlığı” olarak kullanılıyordu. Deniz Fenerleri Bürosu, Pasaport Kontrol Bürosu ve Liman Bürosu söz konusu yapılar grubu içinde yer almaktaydı., 1922 büyük İzmir yangınında sözü geçen yapılar yanarak harap olmuştur.
Ancak İzmir Kenti’nin böyle bir tesise acilen ihtiyacı bulunmaktaydı. Bundan dolayı Cumhuriyet Hükümeti 1923 sonrasında limanın yeniden yapılanması kararını almış ve inşaatını başlatmıştır. Yeni yolcu salonunun açılışı 1926 yılında dönemin Başbakanı İsmet Paşa tarafından gerçekleştirilmiş ve bu tarihten sonra bina yolcu salonu olarak hizmet vermiştir.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ